Son dönem araştırmacıları umut ve iyimserliğin dertlere teselli olmaktan öte pek çok farklı alanlarda sağladığı üstünlük ve oynadığı role dair çarpıcı sonuçlara ulaşmıştır. Umut, aşırı iyimser olmaktan daha farklıdır. Snyder umudu şöyle tanımlamaktadır: "Hedefler ne olursa olsun onlara ulaşmak için gerekli irade ve yönteme sahip olduğunuz inancı." Bu anlamda umut kişiden kişiye göre farklılık göstermektedir.
Duygusal zeka açısından umutlu olmak; kişinin zorlu engeller ve yenilgiler karşısında bunaltıcı kaygıya ve teslimiyetçi bir tutuma ya da depresyona yenik düşmemesi anlamına gelir.
İyimserlik ise büyük bir motivasyon unsurudur, kişiyi zorluklara ve engellere rağmen hayatta her şeyin iyi gideceğine dair güçlü bir beklentidir. İyimser kişiler başarısızlığı değiştirilebilir bir nedene bağlar ve böylece bir sonraki denemelerinde başarılı olacaklarına inanırlar; kötümserler ise başarısızlığın nedenini kendilerinde bulup değiştiremeyecekleri sabit bir özelliğe atfedeler. Kötümserlerin zihinsel kurgusu umutsuzluğa neden olurken, iyimserlerin ki umut yaratır. İyimserlik ve umut öğrenilebilen kavramlardır ve bu kavramların temelinde özverimlilik görüşü yer almaktadır.
Özverimlilik, kişinin hayatındaki olaylarla baş edebileceğine ve zorluklara göğüs gerebileceğine dair duyduğu inanç anlamına gelir. Kişilerin bir konuda yeterlilik geliştirmesi, kişinin etkililik duygusunu güçlendirir. Bu durum sonucunda kişi, kendini zorlayacak durumlara girmeye daha heveslidir. Bu zorlu durumların üstesinden gelebilmek de, kişisel etkililik hissini arttırır.
Psikolog Albert Bandura bu durumu kısaca şöyle özetlemektedir: "Kişilerin yetenekleri hakkındaki inançların o yetenekler üzerindeki etkisi çok büyüktür. Yetenek sabit bir özellik değildir; performansınız büyük bir değişiklik gösterir. Özverimlilik hissine sahip olanlar başarısızlıklarının altında ezilmezler; olaylara, acaba ne ters gidecek diyekaygılanarak değil, bununla nasıl baş edebilirim, anlayışıyla yaklaşırlar."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder